14 Temmuz 2014 Pazartesi

gecelik

Hayata iki sıfır geride başlamak diye bir şey var
Bunlardan biri ince ayak bilekleri
Diğeri benli yanaklar
Koşarak kaçamazsın yürüyerek geldiğin yerden
Bir o yana bi bu yana yatmalısın önce
Uzun uzun bak
Yavaş yavaş bırak
Aldığın nefes bu kadar değerli madem
Önce derin sonra yavaş
O sahilde oturup neşeyi izler miyiz bilmem
Her şey ihtimal dahilinde olduğunda
Hiç bir şey kesin değil
Ben olsaydım kuralları böyle koymazdım
İsteyen istediği dala sererdi atlasını
Kimse kaybolmaktan korkmazdı.

27 Nisan 2014 Pazar

en güzel duygulara turrp sıkılır




Geçenlerde bir rüya gördüm gündüz niyetine, beni böyle geçmişe götürmüşler güya. Yeşillik bir alana bırakıyorlar, bilinçaltım sağolsun dekorla hiç uğraşmamış geçmiş işte bilsin yeter hiç şimdi tarihe referans verecek kıyafet bina hayal edemicem demiş. Neyse geçmişin çayırlarında oturuyorum gece vakti. Yanıma bir kız çocuğu geliyor ama Kate Moss'un ananesi, güzellikten parlıyor. Bembeyaz bir ten parlak saçlar iri mavi gözler, kırmızı dudaklar, böyle peri masalından çıkmış gibi bir çocuk. Bununla biz süper anlaşıyoruz hemen. Sohbet muhabbet, gökyüzündeki yıldızların isimlerini anlatıyorum falan. Kuzu gibi dinleyip sorular soruyor. Hem güzel hem akıllı yani geçmiş zaman çocuğu olduğu için hadi iPad'den bakalım bana Pepe gerizekalısını aç demiyor, gökyüzüne bakıyor. Ay benim bir kanım ısınıyor buna kendi çocuğum olsa bu kadar severim yani. Neyse biz tatlış minnoş sohbet ederken ederken biri geliyor tipsiz diyor ki hadi zaman doldu geri dönmen lazım. Ben ya iki örnek oluyordum şurda, geçmişe ışık tutuyordum diyorum ama yok döneceksin diyorlar. Ama diyorlar - geldik zurnanın si dediği yere - istersen kızı yanına alabilirsin.

!?!

(İşte o an anlaşılıyor ki; karamanın koyunu bilinçaltım bu sade dekorla yine orospuçocukluğu peşinde. Ama ben YEMEM!)

Ben adamın yüzüne bokuma bakar gibi bi süre bakıyorum. O sırada da içimden yaw şimdi ben bunu nasıl alayım diyip dışımdan, "Çıyırdı çimindi yıldız izlirkin gizel de şimdi bin bının sırımlılığını ılımım ki ikiki" diyip bayaa güzelim çocuğu orda geçmişte bırakıyorum. Valla hiç arkama bakmadan da ışık hızıyla günüme geri dönüyorum. (Işık hızı hem gerçek hem mecaz anlamda kullanılmıştır.)

Gözlerimi bir açtım çok şükür çayır çimende değilim 2+1 kedi kokulu evimde sıkıcı hayatıma devam ediyorum. Etrafımdaki en yakın çocuk hala komşumuz gerizekalı Arda. İçimden geçen tek şey ohh yine yırttım oldu. Geçmişte yaşayan prenses tipli kız çocuğunu almadığım için gram pişmanlık hissetmedim. Öyle pis domuz bir insanım. O an dedim ki kızım Atgotten bilinçaltı sana modern dekor anlayışıyla kısa ve öz tek perdelik oyunla mesajı verdi. Sen çeşitli teyzelerin gazına gelip bu boku yeme. Yiyeceksen de daha doğumhanedeyken annenin kucağını hedef alıp o tarafa doğru hafif kavisli şıftırıp, kordon bağını takla atarak havada kestikten hemen sonra koşarak kaç. Bir süre koştuktan sonra geri dön çünkü emmesi lazım.

Her neyse buraya nasıl geldik, getirildik?

Hayat aşırı geyikçi bir yer. Her yaşın muhabbeti sohbeti belli. Ve kırklı yaşların ekstreme spor ne yapsak, dünyanın hangi köşesini görmedik muhabbetine gelmeden aşman gereken 30'ların çocuk yapma sorunsalını yaşaman gerekiyor. Ben de otuzlarımın ortasına gelirken, etrafımdaki bütün kadınlar Aliye Rona gibi dölsüz kaldığım konusunu her tarladan, çapadan döndüğümde yüzüme yüzüme vuruyorlar.

Bir ortama bebek mi girdi ilk benim kucağıma tutuşturuluyor. Eline alır almaz "oha ya inanılmaz bir annelik şu an sanırım sütüm geldi gerçekten" diyip akşama kocayla halvete girip hemen o gece hamile kalacağını sanıyorlar. Çünkü bebek yapmak için can çekmesi çok önemli. Hepimiz bir diğerinde görüp canımız çektiği için bebek yapıyoruz. Künefe mi bu teyze diyorum canı çeksin insanın. Hiç farketmiyor, o sırada yumurtalıkları çoktan beyinlerini ele geçirmiş oluyor çünkü.

Sonra annemin çok minnoş bir komşusu var mesela onun tekniği çok acayip. Vantrolog gibi. Bir yandan ağzıyla diğer teyzelerle başka bir muhabbet çevirirken diğer yandan midesinden bana "Yap kızım yap bi tane. Yap kızım bak sonra pişman olursun. Yap kızım yap bi tane bak ne güzel annen de bakar. Yap kızım yap bi tane aradan çıkar. Yap kızım yap bi tane." diyebiliyor. Youtube açık olsa ve videosunu koysam 1 milyor like alır. İbretlik bir yetenek.

Sonra en baştan çıkarıcı şekli olan bunu senin yaşında yapmış keyfine varan çevre dost arkadaş var. Önümüzdeki yıl yapmayı düşünüyorum diyen var. Önümüzdeki hafta ne yapacağımı bilmiyorum. Bu nasıl karar arkadaş? Madem yapmaya karar verdin neden önümüzdeki yıl? Hasat mı az bu sene? Hayvanların selde telef mi oldu? İşte bunları kafamda oturtabilsem ben de bir üst düğmemi açayım ağdamı yapayım ama mantığım alamıyor tam.

He bi de sonra bunun yapmış parkta gezdiren Emo'su var. Valla daha bugün gördüm. Normalde onların yanında doberman gezdirmesini ya da omzunda yılan beslemesini beklersin. Yok. Baya siyah olmasına dikkat edilmiş bebek arabalarıyla ogu bugu yapıyorlardı. Elin oraya buraya I don't belong here yazan adamı kızı muhtemelen siyah saçları yana yatık bebekleriyle mutlu bir pazar geçirirken sen şiş bacağınla  çimende oturuyorsun. Tek sorumluluğun biri şaşı biri cüce iki kedi. O da emo sen de emo'sun ama kadın çocuğu komuş. İnstagrama foto koyacak alacak 100 like. Senin neyin var? Biri şaşı diğeri cüce kedin.

Ama işte ev gezmesinden park gezmesine alınan tüm mesajların bendeki yansıması bu rüya. Önüme Kate Moss'un ananesinin bebekliğini getirin gecenin karanlığında geçmişte bırakır dönerim sorumluluğunu alamam. Ama siktiriboktan şeylerin sorumluluğunu alırım. Hastası olurum. Boş işler direktörüyüm.

Neyse ya öyle işte. Konunun varacağı bir yer yok. Yapanlar nasıl yaptı bana bir desin. Ben soğuk dölsüz bir kadın mıyım biri açıklasın. Biri rüyamı yorumlasın. Biri de çay koysun. Diğeri de su getirsin. Hadi bacağım çok ağrıyor. Hadi canlarım. Uzun zaman sonra bir araya geldik. Yormayın beni.


24 Nisan 2014 Perşembe

2014 Politik Saç Modelleri




Hani hepimiz politik olduk ya. İşte böyle bir politik olduk. Politika bu bizim için. Ankara'nın Bağları çalar çalmaz hepimiz oynamaya başlıyoruz. Çünkü nihayetinde "Oturmaya mı geldik?" bir düğünde, nişanda sorulan en anlamlı sorudur.

12 Mart 2014 Çarşamba

tek başıma taşıyamıyorum



Bundan yıllar yıllar önce ben daha çok küçükken dayım solcuydu. Ve bir gün bana her canlının eşit şartlarda yaşayacağı güzel bir dünya anlattı. Bu dünyayı kurmak için çalışmak gerektiğini ve çocuklar için güzel bir geleceğin ancak bu şekilde elde edilebileceğini söyledi. Aklıma hemen yattı. Eşitlik çok basit bir hesaptı çünkü. Parmakla saymaya bile gerek yoktu.

Tabi tüm bunlar olurken annem anksiyete krizleri eşliğinde bizi göz hapsinde tutardı. Dayımı kenara çekip "daha çok küçük çocuğun aklını böyle şeylerle çelme" diye uyardığını duyardım ama anlamlandıramazdım. Niye kızıyordu ki? Herkes gazoz içebilecekti!? 

Sonra bir gün, öylesine sıradan bir gün, evde otururken müzik dinleyeceğim tuttu. Kasetler arasından birini çıkardım, taktım. Bir şiir girişiyle bir şarkı başladı. Bişeler bişeler dedi ve sonra şu cümleyi söyledi: "Panzer yürümüş çocuk yedi yaşında kalmış." 

.............................

O anı hiç unutmuyorum... İlk önce ne demek istediğini nasıl anlayamadığımı... Sonra her çocuk gibi anlamak için sorular sorduğumu... Çocuk kaç yaşında kalmış? Yedi. Neden kalmış? Panzer yürümüş...

Sonra dünyanın en kötücül "ölü çocuklar hep o yaşta kalır çünkü" cevabına ulaştığımda hissetiğim, ruhun bedenimi ilk terkedişini hiç unutmuyorum. Ve bir çocuğa kötü bir şey olduğunu duyduğum her an da kendimi o radyonun başında buluyorum. Hiç körelmeyen, o içinden geçen tırpan. Dünyanın en kötü şeylerinin toplamından daha da kötüsü. Dağlara ve taşlara bile dileyemeyeceğin bir yük...

.................................

Ve bu sabah bu yükün ağırlığı 16 kilo. Gözden sabahtan beri akamayan yaşla, sokaklarda koşamayan bacaklarımla, kime duyacağımı bilemediğim öfkemle ve anlatmaya utandığım üzüntümle, dönmeye devam eden küçük dünyamda başbaşayım.

Üstelik bu 1+1 dünyamda; sokakta ne işi vardı diyenden, bu gece sokakları yakalım diyene, işimize bakalım diyenden, üzüntüden her an ölecekmiş gibi durana bir dolu tanıdık var. Birlikte türlü dertlere gözyaşı döktüğüm ama küçük bir çocuğun ölümü için acımasızca yorum yapan arkadaşım var. Beni bu dünyaya getiren, yetiştirmek için gecesini gündüzüne, yazını kışına katıp, elleri nasırlaşıncaya kadar çalışan ama bu ölüme sessiz kalacak babam var.

Nerelere gideyim bilmiyorum. Üstümde 16 kilo, duruyorum. Sabahtan beri taşıyorum. Gittikçe ağırlaşıyor. Bir yerde bırakmaya da kıyamıyorum. Öfkeye teslim edemem, bir köşeye koyamam, arkamda bırakamam. Çünkü o daha bir çocuk. Kendimi bu kadar çaresiz hissettiğim çok anım olmadı... Yani çaresizlik gibi de değil de. Kalp kırıklığı, inanç yitimi, kayıplık... Beynimde bu anın görseli nedense bir fanusun kırılışına tekabül ediyor. Nedenini bilmiyorum.

Düşünüyorum. Bu çocuk uyuyordu kaç gündür... Demek ki bir umutmuş gerçekten.
İnsan hayalinin kırılacağını bilse, hayal kırıklığı bu derece güçlü bir duygu olmazmış demek ki...

15 Kasım 2013 Cuma

bir kedi yeter!



Turizmin gelişmesi için de bir kedi yeter! Hacı kedisever olmak için Aya Sofya kedisini ziyaret etmek farzdır. Mama vermek sünnettir. Fotoğrafını çekmek sevaptır. Arkadaşlarınla paylaşmak caizdir.

Burdan ziyaret ediniz.

10 Eylül 2013 Salı

'kardeş türküler'in neresindensin?


Anadolu! Binlerce yıldır yüzlerce kavimin, toplumun, inancın bir arada yaşadığı aziz topraklar. Bir kahvenin kırk yıl hatrının olduğu, misafirperverliği, hoşgörüsü, içtenliğiyle sizi bağrına basan insanların toprakları.

Bu koskoca yalan söylemle evlerdekiler birbirini tutmuyordu. Herkesin birbirinden bir alacağı, deneyimlemediği ama çok iyi bildiği bilgiler vardı. İnsanların birbirinden nefret ettiği bir toprakta yaşadığımızı öğrenmem çok uzun sürmedi. Koca kara parçalarından mahallelere nasıl da ihraç edildiğimizi ve kendi ırkımızdan, dinimizden, dilimizden insanlar arasında sosyalleşmeye itildiğimizi çok küçük yaşta öğrendim.

Apartmanımızın çapraz mahallesinde -ki yaklaşık olarak 100 metreye tekabül ediyor- Kürt mahallesine hiç girmedim mesela. Mahallenin tüm çocukları için redzone'du orası çünkü. Kürtler kim bilir bize neler yapardı.

İki mahalle altımızda Romanların yaşadığı mahalle de vardı. Kürt mahallesine girdiğinde şansın varsa kurtulabilirdin ama Roman mahallesine girersen seni çiğ çiğ yiyecekleri kesindi. Romanlar kaçırdıkları çocukları ve kendi yaşlılarını yerlermiş çünkü.

Sonra bizim mahallemizde annesi açık babası eski solcu bir aile vardı. Kızlarıyla arkadaşlık etmemizi aileler zinhar istemezdi. Bir kere yaz günü mini etek giyiyor erkeklerle de arkadaşlık kuruyordu küçücük kız. Böyle dinsiz bir aile diğer bütün mahallenin çocuklarını yoldan çıkarabilir bizden kızıl ordu kurabilirdi pekala.

Yıllardır komşuluk yapılan tüm mahallenin senelerce bağrına bastığı iyi bir ailenin ise Alevi olduğu ortaya çıkmıştı. Onlarla en çok görüşen aile dostları bu gizli bilgiyi öğrendikten sonra bir daha da görüşmedi. Muhtemelen senelerdir onların elinden yedikleri yemekleri düşündükçe de mideleri bulandı. Böyle bir yanlışı nasıl yapmışlardı.

Sonra Balkan göçmeni komşularımız vardı. Öyle herkesler gibi kimseyi evlerine şıp diye almadıkları için gavur soyu oldukları kesindi. Susuz kaldık desen bir bardak suyu gözünün önünde içer sana da gıdımından vermezlerdi.

Geriye bizden olan Karadenizliler kalmıştı. Ama onların da hepsi sevilecek şey değillerdi. Oflu şeytana ayakkabısını tersten giydirir, Rizelilere güvenilmezdi. Bu durumu aynı şehrin köylerine kadar indirmek de mümkün ama bol nefret söylemli sohbetlerden aklımda o kadarı kalmadı.

Köydeki büyük büyük dedenin ölmeden önce tüm aileyi toplayıp gözleri nemli, kahırlı bir şekilde Rum dönmesi olduğumuzu açıklamasından sonra ise kendimize bile güvenimiz kalmamıştı. Sonuçta dönmüş de olsak Rumların kötü insanlar olduğu kesindi. Oysa açık tenimiz, yeşilden elaya devrilen gözlerimiz ve kemerli burunlarımıza rağmen Orta Asya Türklerinden olduğumuza emindik. Allah taksiratımızı affetsindi.

Bunlar çok küçük yaşlarda yaşadığım çevreden edindiğim bilgilerdi. Sonra büyüdükçe ve farklı kökenlerdeki insanların içine girdikçe bizim gibi pürü pak insanlardan da hazzetmeyen başka insanlar gördüm. Ve oldukça şaşırdım. Çünkü en doğru insanlar şüphesiz bizdik.

Mesela Egeli bir aileden arkadaşım için Lazlar Kürtlerin deniz görmüş haliydi!

Küçük dayım bir Alevi güzeline vurulunca ailesi vermemiş, sevenler de mecburen kaçmışlardı. Bu durumda Sunniler: 1 Aleviler: 0'dı. Aleviler büyük bir darbe almıştı. Yengemin annesi senelerce beni büyük oğluna alıp maç sayısını eşitlemeyi hayal ettiyse ve her fırsatta dile getirdiyse de kısmet işte olmadı. Birkaç yıl sonra dayımla yengemin çocukları olunca rekabet ninnilere indi. Annesi babası ateist bebeğe, Alevi ninnilerinin söylenmesi yengemin akrabaları tarafından salık verildi.

Geçtiğimiz yıllarda Antep'e giden bey ise turistik şehir çocuğu olarak kafasına poşu bağlayınca bölge halkı tarafından uyarıldı. Çünkü poşuyu Kürtler takardı ve Türkmen Araplar'ın yaşadığı bir bölgede böyle dengesiz hareketler pek hoş karşılanmazdı.

Annesi Rum babası Ermeni bir çocuğun aile içindeki ufak çatışmalarının hikayesi ise benim için çok şaşırtıcıydı. Ermeniler ve Rumlar bile kendi aralarında ciddi kavgalara tutuşmuşlardı. Hala da fırsat bulduklarında birbirleriyle atışırlardı.

Daha devam etsem burdan Paris'e yol olurdu. Nihayetinde kimsenin kimseyi sevmediği topraklardaydık.

Geçtiğimiz gece açık havada oldukça kalabalık bir ekiple sahnede türlü türlü yörelerin, insanların şarkılarını, türkülerini söyleyen Kardeş Türküler'i, püfür püfür rüzgar, çay, sigara eşliğinde dinlerken bunlar geçti aklımdan. Kürtçe, Ermecine, Lazca, Rumca, Arapça, Makedonca, Romanca şarkıların anlamlarını ekranda okudum. Aynı acılara, aynı aşklara, aynı toprağa benzer ağıtlar yakmışlar, türküler atmışlar, şiirler yazmışlardı.

Birbirlerini sevsinler ya da sevmesinler hepsi nihayetinde insandı.

Can Yücel..

Can Yücel bitirişi yapayım, yazıyı böyle kapatayım isterdim ama yan koltukta oturup bütün konser boyunca ağıt, şiir demeden seri bir şekilde ÇAT ÇAT ÇAT akustiğinde çekirdeğini çitleyen teyzeye ikrah etmeden bitirmeyeceğim.

Umut dolamadım teyze senin yüzünden. Senin yüzünden bunları düşündüm, kardeşliği kalmadı o türkülerin. Hiç mi acın olmadı, hiç mi için bişeye yanmadı?

Dilin şişsin teyze.
Nerelisin teyze sen?


20 Ağustos 2013 Salı

yeni bir şey var mı?



Hello Dünyalılar Klingonlular ve Ispartalılar! Uzun bir aradan sonra size dandik şeyler anlatmak için işte yine burdayım. Bu arada hayatımda hiç yenilik yok lan. Yok bişe var sadece. Kalanı mütemadiyen devam ediyor.

Yenilik şöyle;

Cinsiyet değiştirdim.

Şaka şaka.

Anama gittiydim. Anam cinsiyet değiştirmiş. Şaka şaka. Gittim işte. Gitmişken kalayım dedim. Sabah kalktım işe gidicem. Nasıl da yağmur yağıyor. Yaz yağmuru. Su birikintilerinde bale yaparkene sen kocaman gözlü beyaz olduğunu sonradan öğrendiğim yara bere içinde minik bir kedi çıkmasın mı önüme! Böyle en saf haliyle mııırrrp yaptı. Aha dedim uzaylı kedi.

E şimdi uzaydan gelmiş misafirperverlik göstermesen olmaz. Bugüne bugün tüm galaksinin kedi anasıyım. Bana yakışmaz. E işe erken gitmesem geç gittiğim rutin günlere biri daha eklenir. Dedim nasılsa rutinim bu, ben bunu alayım bi veterinere götüreyim, bonus sevap alayım, ramazanda oruçtan yırtayım. Anama döndüm bu peşimden geldi. Anladı piç bu hatun beni bırakamayacak. Anamın plaj çantasını kaptım mıydı 250 gram kıyma gibi attım bunu içine. Yağmur kıyamet gittik veterinere. Celal benim veteriner. Celal dedim bu yavru uzaylı çok kötü halde sen buna bi yıkama antibiyotikleme yap ben gelcem. Tamam koy oraya dedi. Şaka tabi. Aldı eline baktı, yaralarını kontrol etti. Çok bakımsız iyileştiririz biz bunu dedi. Haydi o zaman si yu dedim çıktım. Bu arada o uzaylı kısacık zamanda beynimi telekinezi yöntemiyle çoktan ele geçirmişti. All beniiii all beniii. Beyini sittiret al beniii. Bey de o ara tatilde.

Ben içten pazarlığa başladım tabi. İkinciyi yapayım istiyordum ne zamandan beri. İlkini yaparken ayy bir daha hayatta yapmam diyorsun ama sonra unutuyorsun o acıları. Bunu bütün hemşireler ve ebeler bilir. Karanlıklar prensi Ozzy'nin yanına beyazı da alıp kedilerden beşiktaş forması yaparsam beyi kandırırım diye düşündüm. Ya da hep iki kedimiz varmış gibi davranırsam farketmeyeceğini, unutmuşum herhalde diye düşüneceği planını yaptım. Keza planım tuttu. En başından beri iki kedimiz olduğuna inandı. Beşiktaş meşiktaş ay çok da minik, sahiplendiririz, uzaylı hem felan diyerekten amacıma ulaştım.

Neyse aradan bir hafta geçti gittik Celal'e. Celal sizin minik çok iyi durumda dedi malı gösterdi. Uzaylı yine kocaman gözleriyle bize bakıp mııırrp yaptı. Ozzy'e nasıl kabullendiricez göt atmaları arasında alacakken biz bunu Celal 'yalnız' dedi. 'Ne' dedik. 'Bu kedi yavru değil cüce' dedi. 'Ha!' dedik. 'Haa valla cüce' dedi 'ya da küçükken hastalık geçirmiş daha büyümez boyut bu dişlerini değiştirmiş çünkü' dedi.

Şaşırdım mı şaşırmadım. Hem uzaylı, hem cüce gelse gelse bana gelir çünkü. Ozzy de şaşı. Biri gollum gibi bişe biri şaşı tüm sipastik kediler bende. Ulan ziyarete açar para kazanırım düşüncesiyle hiç bozuntuya vermeden olur ya cüce müce ben de çok uzun sayılmam şakalarıyla aldık uzaylıyı.

Eve getirdik. Aa Ozzy bak sana görücü usülü mahalle kızı aldım felan diye koydum önüne. Ulan ala ala bunu mu aldın cüce lan bu diye hemen çaktı piç. Genç lan daha 18'lik aldım dedim ama yemedi kıhhladı. Kes lan dedim sen de şaşısın. Sana sultan, sürmeli mi alaydım dedim. İlk etapta bir moral bozukluğu oldu tabi. Sonra yavaştan yavaştan yakınlaşmalar kuku pipi koklamalar felan anlaştılar çok şükür. Ama manitacılık olmadı. Sanırım Ozzy şaşı diye kız onu, Minik de cüce diye Ozzy kızı dünya ahret bacı kardeş bildi. İkimiz bir olalım bu insanoğlunun götüne koyalım diye işbirliği yapıp evde ne varsa yere atıyorlar şimdi. Ozzy'i de siyam çizgisinden kaydırdı şellafe. Her türlü eşşoleşşeklik takım halinde icraat ediliyor. Hala mıırrp diye dolanıyor evde. İşaret çakıyor da tepemize ufo mu inecek diye kıllanmıyor değilim.

Uzun lafın kısası -kısa hali bu ha- hayatımdaki yenilik bir cüce kediden ibaret. Ya ne olacağıdı.

Mütemadiyen devam edenler top 10 listesi ise şöyle;

1-Yan tarafımızda sabahın köründe arabasını basınçlı su sikiyle yıkayan ppprrrraaaaağğğğ diye bağıran gerizekalı Arda'nın babası hala komşumuz.
2-Ön tarafta 15 metrekare bahçesinde her hafta sonu inşaat yapan götveren kobi hala komşumuz.
3-RTE hala başbakan.
4-Taksicilerle her gün kavga hala sürüyor.
5-Nedenini bilmeden işe geliş gidiş hala sürüyor.
6-İkrah ve gıybet tüm hızıyla sürüyor.
7-Koca aynı
8-Ayrılıp birleşen, küsüp barışan kız arkadaş sayımız aynı
9-Kilo ve sigara sabit shit!
10-Hayat aynı.