19 Kasım 2010 Cuma
arda beni nasıl beğenebilirsin?
Birkaç gündür kafamda sezyum'da gördüğüm "sevgilim beni nasıl beğenebilirsin?" videosu oynuyordu. Bu kız gerçek mi yeaa diye düşünürken karşıma akşamına Güççük Sırlar'da Sinem Kobal'ın inanılmaz seksi performansı çıktı. Şimdi Sinem Kobal gerçek mi diye düşünüyorum.
Videonun sonu inanılmaz gerçekten. Seksi diye bişe varsa işte o budur.
Arda'nın neden sinirleri bozuk, sevişiyorlar diyince neden dayanamayıp ağladı ben anladım şimdi.
Sevgilim beni nasıl beğenebilirsin videosu da ahanda burada...
13 Kasım 2010 Cumartesi
alternatif tatil yazı dizisi-1

Bugün size yazacak konu bulamayan köşe yazarları gibi dün ne yaptığımı yazacağım. Aslında tam olarak öyle de değil. Bir konsepti var yazının. Bu bayram herkes Avrupalarda Goalarda gezerkene İstanbul'un boklu sokaklarında gezmek durumunda kalıp "aman ne güzel ha trafik yok" avuntusuyla kendini eğlemeye çalışanlara tatili yani tatilsizliği daha da varoşlaştıracak mekan önerilerinde bulunacağım. Aslında hiç böyle bir amacım yoktu ama bugün baktık hava güzel ama cepte para yok, soğan kokulu romantik solcular gibi bıyıklarımızı burup "olsun be sevgilim hava bedava ya" diyip dışarıya çıktık ve "kış ortasında yaz sıcağını bulan İstanbullular park ve bahçeleri doldurdu" haberlerine röportaj veren İstanbullardan olduk. Hep bildiğimiz İstanbul'un farklı yüzlerine sizler için gıcık kaptık. Hepsini sizin için gezdik, sizin için tattık.
Gezimizin ilk durağı kahvaltı yapmak umuduyla Beşiktaş çarşının içerisindeki Bonus Memet'in dükkanı olacaktı ki bir tane boş masa bulamadığımız için götümüze bakarak geri döndük. "Kahvaltıdan köşeyi döner mi yaa insan" diye Memet'e hasetlenirken, ne yapsak Beltaş'ın muhasebeci sevgilileri arasına mı karışsak diye düşünürken, ben bas bas paraları leylaya bi daha mı geleceğiz dünyaya felsefemden yola çıkarak beye "Ortaköy'e House Cafe'ye gidelim iki yumurtya 50 milyon verelim" dedim ama beyin cimriliği üzerinde olduğundan "aaa sen ne zamandır istiyordun çiğ börek yersin" diyerek güzel bir manevra yaptı. "İyi" dedim "gönüller hoş olsun" Gittik, yol boştu tabii herkes tatilde olduğundan. Normalde akın akın akması lazımdı ergenlerin ikili ve beşli gruplar halinde o yola bu havada.
Neyse Ortaköy'den içeri adım attık bismillah, herkes köprüye bakıyor. Meğersem bir adamcağız atlamayadurmuş. Benim görüntüye kalbimin dayanamayacağını bilen bey "yok bişe yaa kuş geçiyor" ona bakıyorlar diye beni bir süre kandırmaya çalışsa da anladım kötü bişe var. Çaktırmadan kafayı çevirdim, bir baktım adam demirlerin dışında. Hemen çevirdim kafamı içim sızladı. Kafamı çevirdim bir baktım bir çift bayaa konser izlermiş gibi izliyor. Çocuk arkadan dayamak suretiyle kızı önüne almış. Kız da önde onu saran kollarını tutuyor. "Hatırlıyor musun kuşum sen bana sarılırken nasıl intihar etmişti adam? Ayyy bana sarılışın hala aklımda bebişim" diye birbirlerine anlatacakları bir anıya imza atiyorlar. İnsanlıktan çıkacakken banane dedim yaa bananeeee.
Oradan kaçtık bi süre sonra açlıktan bayılmak üzereyken beyin "ne yicazz yaaa" sızlanmalarına daha fazla dayanamayıp hadi hayatta kalmak için gözleme yiyelimde bitsin bu işkence fikriyle gözlemeye gönderdim beyi. Bu sırada her tezgahta aynı şeyleri satan Ortaköy esnafının tezgahlarını hızlıca turladım. Herkesin aynı boncuğu satarak para kazanmayı umduğu bu oluşum oldukça ilginç, mutlaka görün. Kitapçılara bakayım dedim. Kitaplarda aynı. En son 1999'da bakmıştım aynı kitaplar duruyordu. Kitap kurtlarına duyurulur. Gerçek anlamdaki kurtlara sesleniyorum. Yiyin o kitapları. Belki yerine yenileri gelir. Anlayamadım yani tam olarak oradaki olayı. Bir çeşit teşkilat mı olmuş oradakiler, maksat satış değil muhabbet midir? Belki gizli bir timdir. Boncuk satıcısı ve kitapcı olarak senelerdir orada duran insanlar acil bir durumda kurtarma ekibi olacaktır. Belki uzaylıları bekleyen bir tarikatlardır. Başka mantıklı bir açıklaması olamaz. O ekibi görün. Tatilinizin en ilginç durağı olacak.
Tezgahlara keyifli geziden sonra beyin bana aldığı peynirli gözlemeden ısırık almaya çabaladım bir süre. O kadar sıcaktı ki bir süre sıcak olduğu için tadını alamadığımı düşünsemde soğuduktan sonra da aynı tatsızlıkla karşılaşmak beni şaşırtmadı. Ortaköy'ün gözlemesini mutlaka deneyin. Yöresel tatların vazgeçilmezi hamurun kanınıza karışmasını istiyorsanız daha iyi bir yiyecekle karşılaşamazsınız. 15 ısırıkta ağzınıza ancak gelen 5 dandik peynir parçasından ilkine rastadığınızda altın bulmuş gibi sevinmenizde cabası. Bol sürprizli gözlemeniz Ortaköy'de sizi bekliyor.
Ortaköy'de mutlaka görmeniz gereken diğer bir yer ise iskelenin hemen önündeki bankta Ahmet Kaya şarkıları söylemeye çalışan arkadaş grubu. Yaşları 35 ila 40 arasında değişen, ancak orada incik boncuk satarken o kadar büyüdüklerinin, Ahmet Kaya'nın öldüğünün, sağ sol kavgasının bittiğinin ve ülkenin ılımlı islamla yönetildiğinin farkına varamamış bu arkadaş grubu 2010 yılında 1996 nostaljisi yaşamak isteyenlerin kaçırmaması gereken bir topluluk. Grup erkekleri entellektüellik derecesini erkeğin kadına ev işlerinde yardım etmesi gerektiği söylemiyle, kadınları ise tam bilmedikleri ama ısrarla söylemeye çalıştıkları kara tren, ağladıkça gibi şarkılarla belli ediyor. Onlara noolmuş tam anlayamadık aslında. 20 yıldır bir yerde mi kalmışlar. Bir deneye mi tabii tutulmuşlar büyük bir gizem. O kadar Ortaköy'e giderim ilk defa şahit oldum dün. Gerçi geçenlerde de Pejo içinde Alarma dinleyen kır saçlı bir adam gördük. Muhtemelen Pejo o modeli ürettiğinde yılın hiti Alarma'yı takıp tura çıktı ama bir daha eve dönmedi. Yıllardır o şarkıyla turluyor. Saçlarındaki beyazlar başka türlü açıklanamaz. İşte belki gizli zamanda yolculuk deneyleri için kullanılan böyle insanlar var biz bilmiyoruz.
Ortaköy turumuz böyle bitti. O arkadaş grubundan sonra daha burada göreceğimz ilginç birşey kalmadığına kanaat getirip kalktık ve bir dolmuş edasıyla dolmayı bekleyen halk otobüsünde halkın ter kokusuna karıştık. İstikamet yine Beşiktaş. "Beşiktaş'ta da gezilecek yerler var havalı Akaretlerde bir kahve içelim" diye çıkarken bir baktık tüm sosyete W Hotel'in önünde sohbete dalmış bile. Anlamsız sokak ortasında, arnavut kaldırımından geçen her arabanın devasa bir ses çıkardığı ortamda bile daralmadan kasılabilen zenginleri burada merakla izleyebilirsiniz. Biz çok izlemeden yanlarından geçtik. Nero'da kahve içmeye oturacaktık ki o araba sesine katlanacak kadar zengin olmadığımıza karar verip kahveleri elimize alıp aşağı sahile inmeye karar verdik. Sonra bey "ben elinde kahveyle görmüşler hafta sonu seni" dedirtmem kendime diyip almadı kahve ama ben aldım. "Çok da fifi" dedim.
Oradan eskiden ne güzel insanların kahvesinde oturduğu şimdi taşta cırcır olduğu iskele yanına gittik. Burası kavga eden sevgilileri dinleyebileceğiniz en güzel mekanıdır istanbul'un. Şansımıza bizimde hemen yanımızda kavga eden bir çift vardı. Keyifle dinledik. "Merve ben sana mail attım sen ne zaman cevap yazdın." "Ne bilim Korkut ben mailimi gördüm sen uyumuştun sonra mail attım" "Hayır ben sana mail attım üzerine mesaj attım sen ne zaman gördün o maili Merve" " Korkut mailimi sonra okudum bir baktım sen mail atmışsın sonra işte cevap yazdım ama geç baktım yani mailiime" "Merve ben sana ne zaman mail attım Merveee" " Korkut ben müneccim miyim nerden bilebilirim bana mail geldiğini???"
Belli ki Merve yalan söylüyor. Ne daraltıyorsun kızı. Götün yiyorsa terket "siktir işim olmaz seninle" de. Baktım kızı kaldırdı "kalk kalk ben sana göstercem maili" dedi. Merve de "ne gösterceksin acaba çok merak ediyorum" diyince tamam dedim bu kız kendini kurtarır peşlerinden gitme gereği duymadım. Yoksa yanımda öyle çirkin çocuğa kız harcatmam. Biz bir süre orada oturup bir de cigara tüttürdükten sonra kalktık o inci Beşiktaş sahilini farklı açılardan görmek için. Yolda çocuğun hala ben sana mail attım diye kızı darladığını gördük. Gideyim dedim kıza "kızım sana adam mı yok bu yamuğu ne dinliyosun iki saattir burda" diyip çekip alayım dedim ama sonra boşver dedim yaaa boşveeeer.
Sonraki durağımız Beer Point ve Beltaş gibi Beşiktaş'ın hip mekanlarının olduğu sahil kesimiydi. Burada götümüzü mindere koyacak bir mekan bulup pek sevgili arkadaşımızı beklemeye koyulduk. Arkadaşımız geldikten sonraki bölümü bize saklıyorum. Dost sohbetiyle her yer tatildir.
Bayram tatili süresince eğer gezebilirsem alternatif mekanları yazmaya devam edeceğim. Keza bu mekanlara hanım bir hava alsın diye çıkarılmış durumdayım. Aslında hava ve dünya çok güzelken de ben pek onlarla ilgilenemedim. İnsanlara takılmayı yeğledim. Çünkü dünyanın çok güzel olması bana dokunuyor bu ara. Nedenini rahatça telaffuz etmeye başlayabildiğimde açıklayacağım umarım. Ama şimdilik kalbim taşıyamayacağım kadar ağır ve aklım bambaşka bir yerlerde geziniyor. Ama uyuz olabiliyorsam bu benim için ciddi bir yaşam belirtisidir.
10 Kasım 2010 Çarşamba
atatürk ölmedi fotoşopla yaşıyor

Türk basınının keskin zekası: Öteki dünyadan 10 kasım mesajları.
Şizofreninin boyutunu tahmin etmek güç gerçekten. Acı bir hatırlatma olacak ama 1938'de öldü Atatürk.
Hu huuu öldü öldü. Yok artık. Birşey yapamaz oralardan. Rahat bırakın.
Mesajları okuyamıyorsanız linke gidiniz.
http://www.haberler.com/sozcu-gazetesi/
4 Kasım 2010 Perşembe
varyap: korku dolu bir yuva!

Annecim dün karanlık gecede izlediğim Varyap yapı reklamı beni çok korkuttu. Yatarken duaları küçükten büyüğe okudum yattım.
Küçük kızın o puslu sesiyle yavaş yavaş şarkıyı söylemesi.Kutuların gizemle siyah ekran üzerinde dönmeye başlaması. Hiç bina silüetine benzemeyen yapılar.
Çok korkunç bir site olmuş ordan hayatta ev alınmaz. 3+1 testereli daireler, 2+1 Freddyli, 1+1 harika The Ring stil döşenmiş. Hepsi ebeveyn katilli.
Geceleri o küçük kız dolaşıyor sitede. O şarkıyı söylüyor. Site bekçisi de katil. Spor salonuna iniyorsun işkence salonuymuş meğersem.
Ya gece gelirse o Varyap kızı...
Bir iki üçler Freddy Varyap'ta beeekler
Dört beeş altııı Freddy bacağından yakaladııı
Yedi sekiz dokuuuz kardeşini yedik tokuuuz
(Son satır olmadı yeaa. Psikopatı yemeğe davet etmişsinde "ayy çok tokum yerim yok valla" dermiş gibi oldu. Neyse yine de korkunç. Zengin kafiye her zaman tutar. Bkz. Serdar Ortaç)
Reklamı izlemeyenler aşaada izleyebilir. Soldaki videyo:
http://www.varyap.com.tr/tr/50/galeri/videolar/varyap-meridian-42.htm
2 Kasım 2010 Salı
pamela endırsın mı kaldırsın mı?

Koskoca bir neslin erkeklerine sevişmeyi langırt oynuyormuş gibi evirip çevirme olarak gösterip yanlış öğretse de, kadınlarına erkeklere sırf "of ya senin alette kocamanmış mafoldum valla" mesajı vermeyi amaçlayan ve hiç gereği olmayan bağırınmayı aşılasa da, abazanların sokaklarda pipilerinin üstünde yürümesini tek başına engellemiştir bu saate kadar Pamela Anderson. Tüm dünyanın libidosunu başarıyla yönetmiş, büyük savaşları ve felaketleri önlemiştir. Bunu hiçbir alet kullanmadan sadece meme, mumuş ve götle yapmış olması ise ayrıca önemlidir. Hepsi bedava.
Uzun süreden beri de sadece hayvan hakları, kadın hakları, meme kanseri vs için soyunuyor üstelik. Yani bir ayak çukura yaklaştıkça hayır işlerine verdi kendini de diyebiliriz. E kolay değil tabi senelerce günahların en büyüğüne mesai harcadıysan, zekatını fitreni babydollere yatırdıysan ayağı çukur için kremlemeye başladığın yaşlarda götün atmaya başlar ufaktan.
Diğer yandan onu biz bilemeyiz tabi. Kimbilir belki bir insana çok büyük bir hayrı dokunmuştur. Biz onu porno starı bilirken o aslında çok iyi kalpli bir insandır. Sevişmesine göre değerlendirmemek lazım.
Gerçi herkes böyle düşünmüyor. Mesela geçenlerde bakmış Pamela Endonezya'da yine felaket var "ayyy kıyamaasss" diyip hemen para yardımında bulunmuş. Ama Endonezya'daki kökten dinci kesimler istemeyiz biz o orospunun parasını diyip geri çevirmişler teklifi. E silahtan uyuşturucudan gelen paraya ok ama seksten gelen paraya olmaz.
Az mı emeği var bu kadının üzerimizde, haksızlık etmeyin, tüyü punk alınmış pornocunun hakkını yemeyin.
andırıyor diyelim

Küçükken tuvalete her girdiğimde selam verdiğim hatta uzun kaldığımda muhabbete durduğum, tuvalet taşında yer alan iki insan silüetim vardı. Biri şapkalı bir kadına diğeri de uzun kafalı bir çocuğa benzerdi. İşte öyle "nasılsın teyzecim, nasılsın uzun kafa, iyi işte bende napiim kakamı yapıyorum. Bugün matematik sözlüsü var 6ları ezberledim sayıyim mi? 6 kere 1 altı, 6 kere 2 oniki" şeklinde sohbetler ederdik. Sonra babamın klasikleşmiş her eve uygulamayı bir tutku haline getirdiği "bu tuvaleti genişletelim banyoya katalım" projesiyle ayrıldık kendilerinden. Bayaa üzülmüştüm. Ne yapıyorlar şimdi acaba?
Bu durumu ben birkaç kişi bana benzer şeyler anlatana kadar kimseye anlatmadım tabi toplumdan ihraç edilmemek için. Neyse sonra büyüyünce de geçti zaten. Hiçbirşeye o kadar uzun bakacak zamanım olmadı daha doğrusu. O durum hayalgücünün yanında bir mesaidir çünkü. Uzun uzun bir yere bakman gerekir ya da devamlı olarak. Sonunda o şekil eğer bir kalas değilsen illa ki sana birşeye benziyormuş gibi gelir. Mesela sevgilinize bakın uzun uzun, bir süre sonra "ulan aslında kaşların sarımtraklığı hafiften Brad Pitt'e benziyor ha'ya kadar gider olay. Ya da tahtaya bakın uzun uzun ama kimsenin görmeyeceği bir yerde bakın toplumdan ihraç edilmemek için. -toplum önemlidir çünkü- Birileri "hello canım" der size muhakkak.
İşte buradan nereye geleceğim, doğuştan sarışın araştırmacı Ferdi Yılmaz - Araştırmacı lafına ayrıca hastayız, neyi araştırdığımız belli değil. Her an herşeyi araştırabiliriz- İstanbul Boğazı'nın dünyanın en büyük silüeti olduğu iddiasında.
Peki silüet kime benziyor?
Ferdi'nin kayınpederine değil tabi ki. "Bakın bakın İstanbul Boğazı kayınpederime benziyor" sadece aile içerisinde heyecan yaratacak bir haber olduğundan boğaz silüeti, toprak erezyonu göze alınırak ve %3'lük bir burun eklemesiyle Fatih Sultan Mehmet'in tıpkısının aynısı. O da yani Fatih'in burnu tabii yaşlıyken düşmüş biraz, gençken silüetteki burun o nedenle daha dik. Ayaklar Zonguldak, sırt körfezde kesilmiş. Kaftanı üstünde. Görün bunları. (bkz. Bakmak ve Görmek makalesi, İlkokul 3)
Aratırmacı Ferdi Yılmaz tezini, silüeti ve Fatih'in fotoğrafını yanyana getirdiği dandik fotoşop çalışmalarıyla da destekliyor. Ama sadece bu yetmez. Muhteşem tez Devlet Bahçeli tarzı bir numarolojiye de dayandırılıyor: Fatih istanbul'u keşfettiğinde kaç yaşındaydı? 21. Kaçıncı yüzyıldayız? 21. yüzyıl. Hangi yıldayız? 2010. Bakın 21 21 21. Bu tesadüf olamaz.
Şaşırdık mı? Şaşırmadık. Araştırmaya gerek yok. Boğaz kimin silüetine benziyor sence diye sorsalardı ilk 3 cevabımın arasında Fatih Sultan Mehmet vardı zaten. Diğerleri RTE ve Kemal Atatürk olurdu. Kime benzeyecekti ki? Bana mı?
Gerçi bana da benziyor biraz. Birden bakınca andırıyor. Ağlayıp şişince böyle birşey oluyorum bende.
1 Kasım 2010 Pazartesi
bir kedi yeter!

Bayılıyorum geyiğe yeaa.. Hayatı ve kafaları güzelleştirmek için bir kedi yeter. Hele kediniz geyikçiyse bir ömür nasıl geçti anlamazsınız.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
