29 Kasım 2010 Pazartesi

bir kedi yeter!


Kuran öğremiyav. Elif, be, te, se, cim, ha, hı, dal, zel, miw...

Tamam nine baştan alıyorum. Elif, be, te....

Hayatı ve kafaları güzelleştirmek için bir kedi yeter. Hele bir de hayır duası ediyorsa sırtınız yere gelmez.

28 Kasım 2010 Pazar

şuursuzluğun fotoğrafı


Bu haftanın bünyede şok etkisi yaratan haberi kesinlikle Kaddafi'nin Erdoğan'a insan hakları ödülü vermesiydi. Aaa ne komik bir espri, Zaytung haberi mi diye bakarken, yabancı basın dahil gogıllamak süretiyle durumun gerçekliği beynimi ezdi. Bunlar haftada bir araşıp "yaa hep söylerim senin insanlığın kimsede yok. Çok beğeniyorum senin insan haklarını" gibi sözlerle birbirlerini gaza da getiriyorlardır.

Kaddafi'nin Erdoğan'ı bu ödüle layık görmesindeki en büyük etken Yıldız Teknikli 18 öğrencinin sadece gösteri yaptıkları için 1 yıl 3 er ay hapis cezasına çarptırılmasıdır kuvvetle muhtemel. Kaddafi "Ben olsam kafalarını vücutlarından ayırırdım. Bu Erdoğan kadim dostum çok insan haklarını seven bir insan, çok insancıl ödülü ona verelim" diye düşünmüştür.

Haftanın en şuursuz haberi bu iken, şuursuzluğun fotoğrafı ise benim için yukarıdaki fotoğraftır. Bir şekil paylaşmak istiyordum. Bu habere kısmetmiş.

Atom bombası harekatını yöneten komutan ve eşi işlem sonrası kutlama yaparken, atom bombasının patlaması ardından oluşan mantar şeklindeki bulutun tasvir edildiği pastayı kesiyorlar. Pamuk pamuk yanaklar, mutluluk, hanfendilik ve beyfendilik gözlerden okunuyor.

Hah hah hah ha ne şakacı bir pasta. Ay o gün amerikan ordusu nasıl komik nasıl komik, şakalar espriler havalarda uçuşuyor. Gül gül öldük, gülmekten öldük.

26 Kasım 2010 Cuma

fare videosu



Eeee hep kedi vidoesu izleyecek değiliz. Biraz da fare videosu izleyelim. Aslında kedi videosu umuduyla açtım ama farenin hakkını fareye vermek lazım. Bu bir fare videosudur.

Kahraman fare fikret tüm kedi aleminden intikamını almaya kararlıdır. Özellikle beyazlı yatan kedinin üstüne atladığı sahne onu efsaneleştiriyor. "Ne yatıyossun lan hala benekli! sittirin lan bi daha görmicem sizi" diye girdi valla kafa göz. Üstüne fedai zenci kedi saldılar ona da zıpladı.

Bunu görsem ben varya yanından geçerken "selamunaleykum" derim, bir emri var mı sorarım.

25 Kasım 2010 Perşembe

beşle topla beni, çarp uzaylıyla


Bu ülkenin en büyük problemlerinden biri matematiğinin zayıf olması. Nedeni tabi ki eğitim. Benim ortaokuldaki matematik öğretmenim tahminimce eski boksör ya da pehlivandı mesela. Arada matematik anlatırken kendi kafası da karışır, eror verir bir süre camdan dışarı bakar sonra tahtayı sildikten sonra başka bir probleme geçerdi. Pehlivan olduğu içinde kimse "hocam bir önceki probleme nooldu?" diye soramazdı. Ama yazık kim bilir onun matematik öğretmeni kimdi? Eski kasaptır belki.

Bu nedenle azcık matematiğe kafası basanlara deha muamelesi gösterilirken hiç anlamayan kesim "yaa benim sözel zekam var" yalanı arkasına saklandı senelerce. Sözelciler matematikçilerden kız almadı, matematikçiler sözelcilerden. Dershanelerde kızlar "off bilmiyorum yaa sözelci çocuk yakışıklı ama matematikçide matematik biliyor yani nihayetinde" diye arada kaldı. Çirkin matematikçiler sırf iki integral çözüyor diye cillop gibi kızları yedi. Halbuki sonra biraz büyüyüp bilinç kemale erince görüldü ki alsan kitabı eline etrafındaki herşey matematikten oluşuyor. Ama iş işten geçti, çirkin matemetikçi çocuk seni sivilceli yüzüyle öptü bile.

Neyse geçmişten gelen matematikten anlamama ve biraz yaşlanınca anlıyormuş gibi olma durumunun bizi nereye getirdiği ise MHP'nin 40. yıl matematiği, araştırmacı sarışın Ferdi'nin Fatih'in İstanbul'u fethi hesabından belli oluyor. Milletçe en sevdiğimiz bilim dalı oldu numaroloji. Çünkü ilk okul sıralarında başlayan, sonuca ulaşmak için dört işlemi dilediğince kullanmaya çalışan mantığın bir uzantısı bu durum.

Facebook'ta "öğretmenin sonucunu verdiği matematik probleminin sonucuna ulaşmak için saçma sapan 4 işlem kullananlar" grubu açsam bir günde bir milyon kişi toplarım. Türkiye'de herkes en az bir defa yapmıştır bunu çünkü. İşte o yüzden şimdi de at götten "Fatih kaç yaşında İstanbul'u fethetti 21, hangi yüzyıldayız 21, hangi yıldayız atın sıfırları 21!!! bu tesadüf olamaz" sonucuna rahatlıkla ulaşıyor sarışın araştırmacı Ferdi. Kuran ayetlerindeki sayıları belli tarihlere uyduracağım diye saçları elektrikleniyor Ömer Çelakıl'ın.(Bu arada bu adamın şifresi de soyadında saklı)

Hadi bütün bunlara tamam. Numarolojiye saygımız var diyelim. Kafaya göre Gayri Safi Milli Hasıla'yı düzenlemek nedir peki? Bakanlar kurulu uygun görmüş sağolsun. Bakmışlar, tartmışlar, sonuca ulaşılması gereken sayıyı belirlemişler. Sonra kafadan "yaa biz bu rakamı şunla çarpsak şuna bölsek bu rakama ulaşırız haaa" diye bir hesapla bir gecede milli gelirimizi kişi başına 2.354 dolar artırmışlar.

Matematikten anlamadığımdan olabilir gerçi ama anlamadım ben geçen seneye göre daha fakirken, evdeki hizmetli sayısını ikiye düşürmüş, en son chanel çantamı alalı 2 ayı geçmişken nasıl olmuşta iki bin dolares daha zengin olmuşum.

Tamam diyelim kafam basmıyor ama zengin oldum. 2 bin dolarımı nereden alabilirim, kimden tahsil edebilirim?

Mandalini muz gibi açıktayız, hepimiz zede olduk.

Unutmadan matematiğe bulaşmış sözelcilere güzel başka örnekler de var.

Misal:

Beni Böl Çarp Böl Sevgili Ne Yaparsan Yap Ama Son İşlemin Hep Beni Kendinle Toplamak Olsun.(Küçük İskender)

Senle topla beni çarp uzaklarla ekle sensizliği böl saatlere ne kaldı ne kaldı? (Kayahan)

Eşşeğin siki kaldı demek istiyor di mi insan?

24 Kasım 2010 Çarşamba

198 arzu: şarkıcı, manken, süperstar

Hürriyet Video'larını izlemek için Flash 7 veya daha yüksek eklenti yüklenmeniz gerekmektedir. Yüklemek için tıklayınız!!!


Yaşlı kadının hatıratlarına yeniden hoşgeldiniz.

Sabah otobüste arkamdaki hanzo bana bakıp ve yüksek ihtimalle elimdeki kitabın ve mavi saçlarımın bir entel paketi oluşturmasına kıl olup, dişlerini cırtlatarak içinden "vey amüğa godunum tipini siktiimin" diye bana saydırırken, ben bir yandan diş cırtlatması uyuz olup diğer yandan "ulan ne oldum da ne olacağım" diyip 30 yaşıma ulaştığım şu günleri sorguluyordum. Kitaptaki "ne umuyordun ki, sonsuzluğa inanacak kadar aptal olamazsın." cümlesi zaten bu ara bunalıma zayıf olan bünyemi kolayca ele geçirdi. Bir yanımın "komik kedi videoları izlemeyecek miyiz sonsuza kadar? hay amk." diye gözleri nemlenirken, diğer yanım "kızzaaam saçmalama yeaa tabi ki sonsuza kadar izleyeceğiz" diye saçını parmaklarının arasında yuvarladı. Aslında kendisinden pek hoşlanmasam da saçını kıvıran gerzeğe inanmayı tercih ederekten ve diş cırtlatan hanzoyu göz ucuyla pis pis süzerekten indim otobüsten. E işe yürüyene kadar emoluk yapacak zamanım kaldı. Geçmişten günümüze doğru düşünmeye devam ettim.

Aslında henüz çok küçükken şişko ve geveze bir kız olmama rağmen büyük bir insan olacağıma derin bir inancı vardı herkesin. İlk okul öğretmenim bir star gibi davranırdı bana. Diğer öğrenciler de. Hem şişko hem geveze bir kız için büyük bir başarı bu. Tüm etkinliklere katılırdım. Koroya katılmadım diye müzik öğretmenim gönül koyardı. O derece süper stardım yani. İşte o günleri hatırlayıp aslında ne kadar sahtekar pezevenk bir çocuk olduğumu düşünürken peki o dönemin süper star egosunun ilerleyen yaşlarda nasıl ortalama bir düzeye indiğini düşünmeye başladım. O süperstarlığın son bulduğu nokta, kırılma anı neydi?

Sonra içimden büyük bir kahkahayla hatırladım.

Şimdi ilkokul sonundayız, mezuniyet organizasyonu yapacak okulumuz büyük gazda. Çalışmalar aylar öncesinden başlatıldı. İşte ben elimden geldiğince tüm etkinliklere katılıyorum. Mankenlik bile yapacağım öyle düşünün. Evet.. Türkiye'nin ilk şişko mankeni benim aslında. Annemle gittik kot takım aldık. İlk podyum yürüyüşümü onunla yaptım. Harika havalıyım yeaa. Sonrasında ikinci kıyafetimi giyindim. Kabarık bir elbise hemde o şişko halimle, uçuk pembe. Salonda şişko bir bulut gibi dolaşıyorum. Kendimce nasıl edalıyım ama zayıfıııım, periyim yeaa. Saçlarım mahalle kuaförünün son heykel çalışması. Kahküllerim yukarıya doğru taşlaşmış bir fıskıye gibi. Ancak aslında o gecenin sonunda süper starlıktan normalliğe geçiş evremi yaşayacağımın farkında değilim.

O geçişin hikayesi de en başından şöyle başlıyor: Şimdi mankenlik çalışmalarımın dışında gece için bir de koroya katılmışım. Koşturmacadayım yani. Mankenliği yaptıktan hemen sonra koro kıyafetlerimi giyinip şarkımı söyleyeceğim. Tanrım ne kadar yetenekliyim. Neyse koro çalışmaları da bir ay öncesinden başladı. İşte sınıfta toplanıyoruz, okulun en hırslı ve en çok altın bileziği olan hocası tarafından anlamsız el hareketleri eşliğinde şarkılarımızı söylüyoruz. Bir de bir solo şarkı söylenmesi lazım. Azeri şarkısı vardır ya; "fikrimden geceler yatabilmirem, bu fikri başımdan atabilmirem" Onu biri solo söyleyecek. Hoca karpuz seçer gibi ön sıradan başladı. "Sen söyle bakim evladım" dedi birkaç kıza. Cık olmadı, "kızım olmuyorrr" diye azarladıktan sonra bana "sen söyle bakiim" dedi. Ben yetenekli değilim aslında ama akıllıyım. Her zamanki gibi birkaç numara biliyorum göz boyayacak. O şarkıyı da daha önce ince sesli bir kadından dinlediğimden sesimi soprano tadına ayarlayıp ince perdeden söylemeye başladım. Azeri sopranoyum yeaa "fiiiiikrimden geeeceler yataaaabilmireeeem" diye girdim ben şarkıya. Şarkı söylemekten gram haberi olmayan öğretmenimiz "tamam" dedi "soloya sen çıkacaksın" Büyük bir heyecanla göt korkusu arasında bir duyguyla "peki hocam" dedim.

Neyse işte o muhteşem gün geldi. Mankenliğimi yapmışım etkinliğin en son gösterisi koroda başladık biz şarkıları söylemeye. Çok stresliyim ama gerilmişim "ulan ya çıkamazsam çıkamayan adam olursam" diye. Neyse bir şarkı söyledik. Baktık salon yavaştan boşalmaya başladı. İkinci şarkıya geçtik. "Piti piti yavrum hey hey" diye anlamsız sözlü modern türküler söylerken herkes götüm götüm gitmeye başladı. O an içimden dedim ki "piti piti yavrum mu? ne saçma şarkı sözü... E herkeste gidiyor. Demek ki senin için çok önemli olan birşey başkaları için hiç önemli de değil aslında." Ben bu şekil bir aydınlanma yaşarken zaten 30 santim topukluları üzerinde çok yorulmuş öğretmenimiz "tamam yeter keselim gidiyor insanlar zaten" dedi. Dolayısıyla benim solo da güme gitmiş oldu. Öyle rahatlamıştım ki hemen gidip çişimi yaptım.

Bu aydınlanmadan sonra ortaokulum underground bir starlıkta geçti. Parlak sahnelerden kantin köşelerinde havalı sohbetlere geçtim. Lise ise huzuru kabalada ya da sufilikte arayan eski bir star tadındaydı. Ahmet Özhan gibi birşey oldum.

İş hayatıyla da zaten ulviyete ulaşıp aslında kimsenin özel olmadığı düşüncesine kadar uzandı olay. İşte bu düşünceler bir ayak çukura yaklaştıkça da starlıktan geçip ulan bari sonsuzluğa ulaşmanın bir çaresi olsa çaresizliğine dönüşüyor. Arkamda donlarımdan başka birşey kalmayacak mı diye götün atıyor. İlkokul 5'te senden daha akıllı bir çıkarım yapmış çocukluğun karşısında 30 yaşında emo bir mal olarak duruyorsun.

Ama neyse ki bu yaşa gelene kadar depresyonunu da profesyolce ve seviyeli bir şekilde yaşamayı öğrendiğinden, otobüste bunları düşünürken, gün içindeki işlerini hayatın süt limanmış gibi halledebiliyorsun. Tuvalette 3 dakika ağlayıp makyajını tazeleyip 10 dakika sonra histerik gülüşler atabiliyorsun. Sevdiğin insanı kaybedip akşamına yemek yiyebiliyorsun.

Buradan nereye geleceğim. Hayatımın 5 senesini bana bir süperstar gibi yaşatan öğretmenimin tombik yanaklarından öpüyorum. Öğretmenler günü kutlu olsun.

23 Kasım 2010 Salı

bir kedi yeter!


Hayatı ve kafaları güzelleştirmek için bir kedi yeter. Biz de aynen böyle ne güzel uyuyorduk yeaa 10 gün... Üstümüzdeki kediyi almasalardı iyiydi.

Gebocum göndermiş günümüzü şenlendirmek için.

21 Kasım 2010 Pazar

çekiyorum rahatlıyorum


Şu hayatta iki şeyden büyük keyif alıyorum. Biri akşam haberlerini izlerken ona buna baba avrat düz gitmek diğeri pijamamı göbeğimin üstüne kadar çekmek. Bu nedenle evlerinde otururken birbirinden nonniş ya da havalı eşofman/gecelik giyinen kızların yüzüne gülerken içimden fesatça "güzel eşofman yeaa ama osurması yakındır" diye geçiriyorum. Azcıkta kıskanıyorum ama saplantılıyım. Öncelik rahatlıkta. Zaten ömrüm olursa 86 yıl yaşayacağım, hayatımın gecelerini yani yarısını seksapel uğruna içten titreyerek geçiremem.

Evet seksi düşük belli ince kumaş eşofmanlar güzeldir. Ama gaz yapar. Sevgiliniz sizin ne kadar seksi olduğunu düşünürken siz karnınıza baskı yapan gazı nasıl çıkaracağınızın stresi içerisinde tuvalette yapmacık öksürük krizleri eşliğinde osurursunuz. Geceliği zaten hiç saymıyorum. Ortaçağda kalmış bir gece giysisi bence. Hiçbir anlamı yok. Altta donla yatılır mı yeaa? Sabah kalkarsın beline kadar açılmışsın. Tüm gece götü açıkta kalmış rüyaları görürsün. Olaya girmek bir dona bakar ki bir bakmışsınız kolay lokma haline gelmişsiniz. Tamamiyle insanlık dışı görüyorum.

Yumurtalıkları seksapel uğruna harcayıp sistitin geçsin diye sıcak ütü başında uyuklamaya gerenk yok. Çek eşofmanı beline kadar, sok atleti donunun içine huzur orada. Yıllarca çevrem ve ailem tarafından ayıplanıp dalga geçilsem de, beyin "çek çek daha da yukarı çek" gibi terbiyesizce sataşmalarına maruz kalsam da Tom Cruise'u gelse çekerim belime eşofmanı terslik yaparsa da yüzüne de bakar "what da fuck" derim.

Buradan nereye geleceğim. Bayram öncesinde bayramlık niyetine yüksek belli pantolon aldım kendime. Ulan dedim elin 1.20'lik japonu bile giyiniyorsa bende giyinebilirim. Ne olabilir? En kötü teletabi olurum. Olsam ne olur? Hiç. Neyse bu düşüncelerle giydim pantolonu, arkadan ilahi bir müzik çalmaya başladı "aaaaaaa" diye -ilahi derken kilise ilahisi sordum sarı çiçeğe değil tabi- Böyle bir rahatlık olamaz. İstediğin kadar çek yaa. Sadece geceleri yaşayabildiğim huzur günüme yayıldı. Çekiyorum belime kadar pantolonumu huzur içinde geçiriyorum günümü. Tüm bayram tükürüklü öpücükler bana sevgi ve aşk pınarı gibi geldi. Sırf pantolonum belime kadar olduğu için hiç sorun çıkarmadım, herkese pamuk gibi davrandım. Büyüklerimin ellerinden küçüklerimin gözlerinden öptüm. Taksicilere teşekkür ettim. Hiçbir fikrimin olmadığı şeyleri büyük bir dikkatle ve ilgiyle dinliyormuş gibi yaptım. Hayat mis oldu.

Hemen gidip bir farklı rengini de aldım. Emekli maaşım yatsın siyahını da alacağım her renge tamamlayacağım. İşte moda nedir? Moda sevdiğimizden nefret etmekle nefret ettiğimizi sevmek arasında geçen bir zihin oyunu. Bence moda içimizdeki vahşinin inkarı görselliğin bedenle buluşması. Bence moda anarşi. Bireysel gücümüzün ifadesi aynı zamanda zayiflığımızın maskesi midir? Hayır hüsseinjim.

Moda belimizin açılıp karnımızın gaz dolup osuruğumuzu tutmakla tutmamak arasında geçen bir zihin oyunu. Bence moda içimizdeki kronun inkarı, bel lastiğinin meme altıyla buluşması. Bence moda komançi. Gazımızı tutabilme gücümüzün ifadesi aynı zamanda basenlerimizin maskesi.

Evet öyle!